Bazı harfler de tamamen atılıyor. “Ğ” ve “y” gibi. İnternette gezinirken gözünüze çarpan gördüüm, deersiz, seviorum gibi anlam veremediğiniz kelimeler aslında gördüğüm, değersiz, seviyorum kelimelerinin internet diline uyarlanmış hali. Benzer şekilde “r” harfi de pek fazla kullanılmayan harflerden biri; “bissürü, bi film”… Kısacası eskiden internette ya da telefon mesajlarında daha hızlı yazma telaşıyla sesli harfleri atan internet gençliği artık sessiz harfleri de kendilerine uyarlamış durumda. Sonuç aşikâr; anlaşılamayan, garip kelimeler, cümleler ve yozlaşmaya terk edilen bir Türkçe! Peki, insanlar neden bu türden arayışlar içine giriyor?
Konuşan Türkçe kitabının yazarı Türkolog Hümeyra Tekalan Toman’a göre ne dilimizde ne de kültürümüzde olan bu yazışma dili gençleri olumsuz etkiliyor. Bu durumun zaman içerisinde dilin yozlaşmasına kadar gideceği noktasındaki tedirginliklerini de belirtmeden geçemiyor. Ona göre yeni neslin bu tavrının sebebi zamanı daha hızlı kullanma ve özellikle de kendilerini kanıtlama ihtiyacı. Toman, öğrencileri arasındaki gözlemlerini şöyle anlatıyor: “Biri ‘nbr’ diye soruyor ki ne haber, nasılsın bile değil, diğeri ‘ii senden nbr’ diyor. Bizim bir “y” harfimiz var, çok zor bir şey değil bir tuşa da basıvermek ama yazmıyorlar. Bu tür yazışmalar iyice çoğaldı. Gençler, kendilerini ifade edecek şeyler arıyor. Bu, tamamen bir tarz oluşturma çabası.” Gençler arasındaki internet ya da telefon dili, yazılı kâğıtlarına da yansıyormuş. Bu da öğretmenlerin hiç hoşuna gitmiyor.
İnternette yazışırken yapılan kısaltmalar tamamen başkalarından görmek, pratiklik ve tarz oluşturmak için yapılır.Bu da bazen yanlış anlaşılmalara da neden olur ve bunun yanında Yapılan bu kısaltmalar bizim dilseverler ve eğitimcileri de endişelendiriyor ve onları “dil elden gidiyor”cular safına itiyor.
Dünyada dil ölümlerinin arttığı bir gerçektir. Fakat bu ölen dillerin iletişim dili olmaktan çıktığı ve konuşur sayılarının yüzleri, binleri aşmadığı gerçeğini göz ardı eden dilseverler kendi dillerinin de öleceği varsayımından hareket ediyorlar ve yazdıkları güncel kitap ve makalelerin neredeyse tamamında dillerinin bozulduğu ve 22. yüzyıla ulaşamayacağı endişesini dile getiriyorlar.Oysa konuşur sayısı milyonları bulan dillerin yok olması gibi bir durum şimdilik söz konusu değildir. Son yüksek rakamlar dünyada olduğu gibi, ister istemez bizim dilseverlerive eğitimcileri de endişelendiriyor ve onları “dil elden gidiyor”cularsafına itiyor.yıllarda dile duyarlı geniş kitleleri endişelendiren dilde yaşananlar isebir değişimden ibarettir. Bu değişimin yüzyıllardır devam ettiğini,günümüzde olduğu gibi gelecektede devam edeceğini düşünmek ve bilmek gerekir. Şimdiki sayıları “dilelde gidiyor”cular kadar olmasa da yaşananları bir değişim ve gelişim olarak gören bilinçli kesimler de hızla çoğalıyor. Eminim ki bu alanda yapılan bilimsel çalışmalar çoğaldıkça dile yaklaşımımız da duygusal olmaktan çıkarak bilimsel zemine oturacaktır.
Ve böylelikle dilimizin yok olmasına neden olabilir.Bu yüzden dilimizi değiştirmrdrn düzgün Türkçe kullanmalıyız.
http://www.kayseri-turkocagi.org.tr/dergi/Subat2009.pdf
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder