“Okumak ve yazmak” ilk anlamı ile yazı sembollerini kullanmak ve yine aynı yazı sembolleriyle oluşturulan anlamı cozmektir. Kelimenin bu ilk anlamı dışında, okuma kelimesi mecazi anlamda (gozlerinden okumak) ve gercek anlamda(grafik okumak) gibi yazıyı okuma eyleminden daha geniş bir anlam ifade etmektedir. Yaşadığımız dunya, yazı sembolleri yanında binlerce sembolik anlatımı da icermektedir. Butun bu sembolleri anlamlandırmaya calışma bir tur okuma şeklidir. Aslında, farkına vararak veya varmadan cevremizi, kendimizi,etrafımızda olup bitenleri ve olayları okuyoruz; bazen de yine semboller kullanarak kendimizi ifade etmek icin yazıyoruz.
Boyle baktığımızda, okuryazarlık, yazı sembollerini seslendirme ve anlamlandırma ile başlayan, bu becerinin etkili bir şekilde kullanılması ile nesneleri,olgu ve olayları daha ayrıntılı anlama ve anladıklarına kendi ozunu katarak kendini ifade etme durumudur. Bir başka boyutuyla okuryazarlık, bir etkileşim yoludur. Toplumdaki bilgileri, becerileri ve sosyal normları anlama, birbiriyle paylaşma, yorumlayabilme ve sonraki nesillere aktarma aracıdır.
Ozetle, okuryazarlık, okuma ve yazma faaliyetinin eşliğinde kişinin yaşadığı hayatı ve bu hayat icinde nesne ve olayları algılayışı, anlaması ve sosyal hayatındaki butun ilişkilere bir anlam yuklemesi ile ilgili bir kavramdır. Kelimenin bu anlamı, Batı kulturu icinde oluşmuş ve bizde de yavaş yavaş kullanılmaya başlamıştır.
Okuryazarlık, (literacy), okuma (reading) ve yazma (writing) eylemlerinden farklıdır. İngilizce’de literacy kelimesi başlangıcta harfleri seslendirme ve bu harflerle yazılmış metinleri okuma anlamına gelirken, daha sonra anlamı genişlemiştir. Gunumuzde okuryazarlık, yazı sembolleri ile gercekleştirilen bir eylem olmanın cok otesinde, pek cok zihinsel beceriyi, dili kullanarak gercekleştirilen iletişim becerilerini ve tutumlarını ifade eden bir eğitim terimidir.Okuryazarlık, kullanıldığı yere gore değişmekle birlikte, daha cok kişinin kendi duygu, duşunce ve isteklerini konuşarak ve yazarak tam ve doğru bir şekilde ifade etmesi, başkalarının soylediklerini ve yazdıklarını dinleyerek ve okuyarak doğru bir şekilde anlaması ve butun bunları yaparken kendi bilgi ve becerilerini sosyal ve kulturel alanda kullanması anlamında kullanılmaktadır.Hatta boyle bir okuryazarlık becerisi ile donanmış kişilerin, kendi bilgi, duygu ve duşuncelerini geliştirirken, yaratıcı ve derin değerlere sahip olacağı duşunulmektedir.Ayrıca, okuryazar kişilerin kendini geliştirdiği kadar icinde yaşadığı toplumun problemlerinin cozumune ve ilerlemesine katkıda bulunacağına inanılmaktadır.
Ulkemizde daha cok temel okuma ve yazma becerisi olarak anlaşılan okuryazarlığı,yukarıdaki kavram cercevesi ile anlamak, bu eğitim teriminin kişinin gelişmesi ve toplumun ilerlemesiyle ilişkisini anlamamızı kolaylaştıracaktır.
Avrupa, Amerika ve Avustralya’daki okuryazarlık calışmalarına bakıldığında, kavramın tanımının ilk defa 1950’lerde yapıldığı gorulur. Bu tanım, okuryazarlığı temel okuma yazma becerileri ile sınırlamıştır. Daha sonra yapılan araştırmalarda, okuryazarlığın temel okuma yazma becerileri ile sınırlı olmadığı, okuryazarlığın okuduğunu anlama ve kendini yazıyla ifade etme, zihin becerilerinin gelişimi gibi daha geniş bir bilgi ve beceri alanı ile ilişkili olduğu anlaşılmıştır.
1950 ile 1970 yılları arasındaki bu calışmalar ve tartışmalar, okuryazarlığın zihin becerilerini nasıl geliştirdiği sorusu uzerine odaklanmıştır. Yine bu donem calışmalarında, okuryazarlık, okuldaki oğrenme ve oğretmenin bireyin bu alanda yetiştirilmesiyle ilgili bir konu olarak gorulmuştur.
1960 ve 1980 yılları arasında, Eric Havelock, Jack Goody ve Walter Ong gibi
araştırmacıların eserlerinde, daha once alfabetik sisteme bağlı bir zihin becerisi olarak algılanan okuryazarlık kavramına farklı anlamlar yuklenmiştir.Bu eserlerde okuryazarlık ilk defa epistemoloji ile ilişkilendirilerek acıklanmıştır.
Lankshear (1999)’a gore okuryazarlığın değişen tanımlarını veren bu fikirlerden
one cıkanlar şunlardır:
· Okuryazarlıkla birlikte, sozel hafızanın somut dilinin yerine bilimin soyut dili gecmiştir.
· Okuryazarlıkla birlikte, analitik duşunme surecleri başlamış, fikirlerin ve duşuncelerin tıpkı gorsel nesneler gibi duzenlenmesi, kullanılması ve karşılaştırılmasının yolu acılmıştır.
· Modern bilimi ortaya cıkaran mantıklı ve soyut duşunme becerisi yazmanı gelişimi ile ilişkilidir.
· Okuryazarlık dilin potansiyelini geliştirdiği gibi duşunceyi yeniden bicimlendirmiştir.
· Okuryazarlık, insan bilimleri ve sosyal bilimlerin etkili bir bağımsız değişkeni olduğu gibi kulturlerin basit duzeyden ileri gelişim duzeylerine hareketinin aracıdır.
İlave olarak bu eserlerde, kulturel ve tarihi değişiminin ana etkeni olarak toplumun okuryazarlığının duşunulmesini sağlayacak bilgilere de yer verilmiştir.Yine okuryazarlığın insanın duşunme bicimini değiştirdiği, kulturel bir organizasyon bicimi olduğu, ilkel bir toplumdan ileri bir topluma gecişin anahtar
faktoru olduğu gibi konular işlenmiştir.
Okuryazarlık tanımı, yukarıda adı gecen ulkelerde, insan bilimleri ve sosyal bilimlerde 1970’lerde başlayan ve 1990’lara kadar devam eden etkileşim ve sosyalleşme kavramları cercevesinde odaklanan teori ve araştırmaların etkisinde yeniden değişmiş ve farklılaşmıştır. Ozellikle James Gee’nin etnometodoloji,
toplumsal dilbilim, iletişimin etnografyası uzerine yaptığı calışmalar ile Wygotsky ve Bakhtin’in calışmalarındaki sosyo-tarihsel psikoloji, kulturel modeller teorisi, bilişsel dilbilim konularındaki goruş ve duşuncelerden
etkilenen yeni bir okuryazarlık anlayışı ortaya cıkmıştır.
Sosyokulturel okuryazarlık3 olarak tanımlanan bu yeni bir okuryazarlık yaklaşımını ortaya cıkışında Giddens’ın onculuğunu yaptığı sosyolojideki modern gelişmeler, yapısalcılık, iletişimin etnografisi ve post modern teoriler ile ilgili Sosyokulturel okuryazarlık anlayışının ortaya cıkmasından once, Paula Fraire’nin 1960’lı yıllarda ucuncu dunya ulkeleri ve 1970’li yıllarda Brezilya’daki okuryazarlık calışmalarının etkisiyle, okuryazarlığı guc,inanc, ozgurluk, politika gibi kavramlarla acıklayan bir anlayış gelişmiştir. İdeolojik okuryazarlık olarak adlandırılan bir okuryazarlık anlayışı yazarın Ezilmişlerin Pedogojisi adlı eserinde işlenmiştir calışmalar etkili olmuştur. Heat’in 1983 yılında cıkan kitabı Kelimeleri Kullanma Yolları sosyokulturel okuryazarlık yaklaşımı ve bu yondeki calışmalar icin yeni bir cığır acmıştır. Yine, Sylvia Scribner ve Michael Cole’un 1991 yılında yazdığı Okuryazarlığın Psikolojisi adlı kitap, psikolojideki geleneksel yaklaşımların yeniden gozden gecirilmesini sağlayarak okuryazarlığın bilişsel etkilerini yeniden gundeme getirmiştir.
Butun bu calışmalar, okuryazarlığın tanımını değiştirmekle kalmamış, konuya bakışta yeni ve koklu bir paradigma değişikliği getirmiştir. Dilin iletişim boyutunu one cıkaran yaklaşımların4 ve cocuğun dil gelişimini5 esas alan teorilerin etkisiyle adına butuncul dil (whole language)6 denilen yeni bir okuryazarlık anlayışı
bu yıllara damgasını vurmuştur.
Kavramının dunyadaki gelişimini ve yapılan araştırmaları dikkate alan UNESCO,1987 yıllında, Herkes İçin Eğitim programı cercevesinde, okuryazarlığı yeniden ele almak ihtiyacı duymuştur. Bu sefer, kavramının daha iyi anlaşılması icin uc farklı duzeyde, okuryazarlık tanımı yapmıştır. Birinci duzey, temel okuryazarlık; ikinci duzey, işlevsel (fonksiyonel) okuryazarlık; ucuncu duzey ise, cok işlevli (multi-fonksiyonel) okuryazarlık olarak nitelendirilmiştir.
Birinci duzey, kelimeleri seslendirme ve cumleleri anlama gibi temel okuma yazma becerilerine sahip olma duzeyidir. İkinci duzey, kişinin okuma, yazma ve aritmetikle ilgili bilgi ve becerilerini bireysel, sosyal ve kulturel alanda kullanma durumunu anlatır. Ucuncu duzey ise bireyin kapasitesini sonuna kadar geliştirmeyi amaclar, sadece kendini değil okuyarak ve yazarak toplumun ilerlemesi icin caba gostermesini icerir. Cok işlevli okuryazar olan bir kişi, kendini gercekleştirme, yaratıcılığını geliştirme, derin değerlere sahip olma, karmaşık sorunları anlama ve kapsamlı bir dunya goruşune sahip olma gibi ozellikler taşır.
1950’lerden gunumuze gelinceye kadar değişen ve farklılaşan bu okuryazarlıkanlayışları, okuryazarlık kavramının kişinin hayatındaki yerini ve toplum hayatındaki onemini ortaya koyma cabalarının bir sonucudur. Bilim adamları, eğitimci ve duşunurlerin ortaklaşa oluşturdukları bu yeni anlayışlar, Avrupa,
Amerika ve Avusturalya’da teorik tartışmalar olarak kalmamış, eğitim kurumlarının yapısını, eğitim kurumlarındaki derslerin ve programların adlarının değiştirilmesine yol acmıştır
1980’lerdeki koklu anlayış değişikliğinden sonra, okuryazarlık kavramı, gunun şartları ve ihtiyacları doğrultusunda gunumuzde de değişmeye ve farklılaşmaya devam etmektedir. Ozellikle 1990’lardan sonra, okuryazarlığın kavram cercevesi, teknolojik gelişmelere, şehirlerdeki hayat şartlarının değişmesine ve ortaya cıkan yeni ihtiyaclara bağlı olarak ceşitlenmiştir. Artık, okuryazarlık kavramı tekil değil,
coğul olguları kapsar hale gelmiştir. Okuryazarlık, bilgisayar okuryazarlığı, teknoloji okuryazarlığı, internet okuryazarlığı, medya okuryazarlığı gibi farklı okuryazarlık turleri ile birlikte kullanılır olmuştur.Diğer taraftan,
bilgi okuryazarlığı7, kulturel okuryazarlık8 ve evrensel okuryazarlık9 gibi okuryazarlık turleri gelişmiş bir toplumda yaşayan bir insanın doğduğu andan olumune kadar butun hayatını kuşatan bir yaşam tarzı anlamında kullanılır olmuştur. Bunlar icinden, bilgisayar okuryazarlığı ve medya okuryazarlığı, ilk ve
orta oğretim okullarında ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Yine son yıllardaki bilimsel calışmalarda, okuryazarlık kişinin okuma ve yazmaya karşı ilgilisini, amacını dışarıdan birinin değil de kendisinin belirlediği bir ust biliş faaliyeti olarak tanımlanmıştır. Boyle bir okuryazarlık becerisi kazanan
kişi, okuma yazma ile ilgili problemlerini kendisi tespit eder, varsa hatalarını duzeltir, gerekli gorduğu duzenlemeleri yapar ve sureci yine kendisi denetler
Ozetle, başlangıcta harfleri okuma metinleri seslendirme anlamındaki okuryazarlık kavramı, zaman icinde değişmiş ve konu uzerinde yapılan calışmalarla toplumu etkileyerek değiştirmiştir. 20.yuzyılın son ceyreğindeki teknolojik gelişmelere bağlı olarak yeni okuryazarlık turleri ortaya cıkmıştır. Bu okuryazarlık turleri ozunde okuma-yazma ile alakalı olmasına rağmen cok farklı, karmaşık ve coklu okuma ve yazma becerileri gerektirmektedir.
Okuryazarlık alanındaki butun bu gelişmelerin ulkemizdeki bilim adamları ve eğitimciler tarafından ele alınması, araştırılması ve tartışılması gerekirken, bizdeki araştırma ve tartışmalar daha cok okuma yazma yontemi uzerinde yoğunlaşmıştır.Okuryazarlık kavramı hakkında zeka, duşunme faaliyeti, iletişim,
toplum ve kulturle bağlantılarını kuracak etraflı calışmalar yapılamamıştır. Bunun sonucu olarak, gunumuzde okuryazarlık denilince akla hala temel okumayazma becerileri gelmektedir. Bu durum toplumun buyuk bir kısmı ve maalesef pek cok eğitimci ve aydın icin de gecerlidir.
http://www.dem.org.tr/ded/17/ded17mak1.pdf